Üreten, zenginleşen ve refahı hakça paylaşan huzur ve barış dolu bir dünya ve ülke özlemi ile halkımızın yeni yılını kutluyor saygılar sunuyorum.
Ekonomi ile ilgili rakamlar artık gelecek yılların çok daha zor olacağına dair sinyaller veriyor. Türk ekonomisi yıllardır iş üretemiyor. Cari açık ve borçlanma miktarındaki artış Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırıyor. Türkiye, şuanda Dünyanın en yüksek reel faizini ödeyen ülkeler arasında birinci sırada. Bu faize rağmen yeterli kaynak akışı yok. 2001’de Ecevit hükümeti döneminde, Derviş başkanlığında alınan tedbir ve atılan adımlara hiçbir ilave yapmaksızın, durumu özellikle dünyada bu dönem için fazlalık gösteren fonlar ve faizi tatlı gördüğü her yere deli gibi koşan sıcak para ile çözmeye alışan AKP’nin yönetim anlayışı, duvara toslamış durumdadır. 2001 yılında hazırlanan programa bütün bu dönemde yedi yıllık bir sürede sadık kalmamız da esas başarımız olmuştu Artık sıcak para ve sermaye akışı nerdeyse bitmiş durumda. Enflasyon tekrar çift haneli rakamlarda, ihracat azalırken, kredi kullanım oranları hızla düşüyor. Dünyada ekonomisi en çok küçülen ülkeler arasında ilk üçteyiz, “kriz bizim değil” “teğet geçti” sözlerinin havada kalan boş sözler olduğu maalesef acı bir şekilde anlaşıldı. Sanayi üretim oranları hızla düşüyor. Kısaca borçla dönen değirmenin suyu kesildi. Şimdi ise yeniden üç yıl kadar kemer sıkmaya devam edeceğimiz, ümüğümüzün de sıkılması pahasına yine İMF’nin kucağına düşeceğimiz kaçınılmaz gözüküyor.
Hükümetin yıllık enflasyon ve büyüme hedefini tutturamayacağını açıklaması, cari açığın son üç yılda ülke tarihindeki toplam rakamın çok üzerine çıkması, ithalat ve ihracat arasındaki makasın açılması, kayıt dışı ekonomiyle mücadelede 'arpa boyu' yol alınamaması, üniversite mevzunu her üç gençten birinin iş bulamadığı bir ortamda; işsizliğe çare bulmak bir yana, son 1 yılda yaklaşık 1 milyon insanımızın kapanan ve küçülen işletmeler nedeniyle işten çıkarılmış olması her kesimden insanı kara kara düşündürüyor. İşlerini kaybedenler, kıdem tazminatlarını ve işsizlik sigortasından aldıkları paraları bitirdiler. Yani bu ay hem işsizler hem de beş parasızlar. Uluslararası serseri fonlar ve sıcak paranın; geçtiğimiz 6-7 yıl gibi borç değirmenimize su taşımayacağını sağduyulu insanlar görebiliyor. Baskılar nedeniyle kimse yüksek sesle ifade edemese de bu durumun sürdürülebilir olmadığı açıkça görülüyor.
Türkiye hala dış etkilere karşı çok kırılgan ve birileri bu kırılganlığı kendilerinin stratejik planlarına uygun bir konjonktürde kullanmak için fırsat kollamaya devam ediyor. Nitekim yakın dönemimiz incelendiğinde uluslar üstü mekanizmanın ülkemize dönük projelerini uygulamaya koymadan kısa süre önce içteki direnci düşürmek ve kırmak için bu kırılganlığı acımasızca kullandığına şahit oluyoruz. Doktrinel olarak meseleye geniş bir perspektiften baktığımızda ABD düşünce kuruluşlarının ürettiği ve ABD’nin askeri doktrininde de yerini bulan “shaping” yani “ şekillendirme” kavramı ile karşılaşıyoruz. Özetle bir askeri veya politik operasyona başlamadan önce ilgili ülkede ekonomik ve siyasi bunalım ve kaos yaratmak suretiyle hedef ülke kamuoyu ve halk kitlelerinin şekillendirilerek, uygulanması planlanan operasyona uygun hale getirilmesi olarak tanımlamak mümkün.
Evet hedef büyük orta doğu olarak adlandırılan hinterlanda “boşluktaki ülkeler” olarak adlandırılan ülkeleri denetime almak suretiyle ABD ve İsrail’in bekası ve hayati çıkarlarına uygun olarak ve bu nedenle de din eksenli olarak kurgulanan bir plan dahilinde bölgenin yeniden şekillendirilmesidir. Bölgede tarihsel nedenlerden kaynaklanan etnik ve mezhepsel farklılık ve çatışma alanları bu projenin uygulamada üzerine oturtulduğu temel kurgu niteliğindedir. Bu nedenle bu tür ayrılıklar her platform ve dönemde siyasi, ekonomik, askeri ve kültürel alanda sürekli istismar edilmiştir ve edilmektedir. Bu maksatla; ülkenin asıl sorunları yerine yaratılan suni gündemler, açılımlar, “Zihni Sinir”e taş çıkartacak komplo iddiaları ve operasyonlar tartıştırılmakta, insanlarımız sürekli dezenformasyon suretiyle manüple edilerek, doğruları görme ve sağlıklı değerlendirme yeteneği körletilmektedir.
İşte yukarıda sıralanan nedenlerle önümüzdeki dönemlerde oyun kurucular daha büyük operasyonlara imza atmaya hazırlanıyorlar. Sırada önce Suriye, sonra İran ve sonra da Türkiye var. Peki biz ne yapıyoruz? Günümüzü, yani kendimizi kurtarmaya odaklanmışız. Geleceğimiz mi? “Hayırlı olur”, “teğet geçer” “inşallah”.
TDH İl Başkanı, Bedri AĞAÇ
|