|
SOYKIRIM MONOLOGLARI
Direk ilgili görünmese de ulusal refleksin zayıflaması ve yöneticilerin tekrar ulusal bir bakışı ile sorgulanması gereğini ortaya koyduğu için kısaca değinmek istediğim konu son günlerin moda konusu “ sözde soykırım iddiaları”. Ben Türk milletine bıkkınlık veren, ancak hükümetlerin dirayetsiz ve yanlış stratejileri sonucu bir türlü gündemden çıkmayan bu konuyu: “ Soykırım monologları ” olarak adlandırmak istiyorum.
Avrupalı siyasiler, Ermenilerin 'soykırım yoktur diyenler yargılansın' tekliflerini ülkelerinde yasallaştırmaya çalışıyorlar. Buna karşın bizler, Türk Dışişleri, Türk sivil toplum örgütleri, Yurt dışında yaşayan Türk cemaatleri, Türk iş alemi olarak ne kadar karşı politika üretiyoruz? Stratejik mantıkla üretmemiz gereken karşı akılcı ataklarımız nedir? Ne yaptık bu yönde? İlgili ülkelerin ürünlerini derhal boykot mu ettik? Bu ülkelerle ile masada olan milyarlarca dolarlık silah-uçak alımlarını-milyarlarca dolarlık özelleştirme ihalelerini 'rafa kaldıracağımızı' yani geniş cephede ekonomik ambargo uygulayacağımızı mı ilan ettik?
Yurt dışında yaşayan Türklerin, Türk derneklerinin derhal tek ses örgütlenmesini (tıpkı Fransa'daki Ermenilerin yaptığı gibi) ve yabancı ülke politikacıları nezdinde, uluslararası kamuoyunda 'etkili lobi faaliyetleri-karşı kampanyalar' başlatmalarını mı sağladık? Fransa'nın Cezayir'de yaptığı soykırımı tartışmaya mı açtık? Bu ülkeler; “soykırım yoktur diyene ceza var” iddiasıyla evrensel insan hakları ihlalleri yapıyor, ifade özgürlüğünü engelliyor. Biz, bu gerekçeyle uluslar arası platformda nasıl bir girişim başlattık acaba?
Yapılanlar ortada, kuru gürültü, cılız karşı söylemler ve inandırıcılığını yitiren yaptırım tehditlerini sürdürürken, hapis tehdidine rağmen; büyük bir ulusalcı yaklaşımla Avrupa’nın göbeğinde “Ermeni Soykırımı diye bir şey yoktur ve olmamıştır “ diyen cesur aydınlarımızı çetecilik suçuyla içeri tıktık. Ha tabii, Türkiye üzerindeki emel ve iddialarından asla vazgeçmeyen ve vazgeçmeyecek olan Ermenistan’da da neşe içerisinde maç seyrettik. Ermeni diyalogunu maç diyaloguna çevirdik.
Etkimiz, çabamız, yaptırımımız o kadar zayıf ve bu konu da stratejik bir plan ve bakış açısından o kadar uzaktayız ki; Ermeni soykırımı hikâyelerinin aldığı mesafe iştahları kabartıyor ve bu monolog hikâyelere, Kürt, Pontus, Süryani soykırım söylemleri de ekleniyor ve tabi bu söylemler en çok destek ve yankıyı girmek için kendimizi paraladığımız AB’den ve “ Stratejik Ortağımız” dediğimiz ABD’ den buluyor.
Türkün Türk’e propagandası gibi, tarihte dış politika konusunda en başarılı olduğumuz dönemdeyiz ve en başarılı Dışişleri bakanı görev başında iddialarının her zemin ve ortamda yapıldığı, Başbakanımızın 17 seyahat ile ABD’ni en çok ziyaret eden başbakan rekorunu kırdığı AKP hükümeti döneminde, Ermeni diasporasının başlattığı akında, “ One Minute Davos” şovunu tabi tuttuğumuz Musevi lobisinin de asisti ile ABD’den öyle bir gol yedik ki, telafisi çok zor. ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komisyonu tarihte ilk defa “Ermeni Soykırımını” tanıdıkları kararını aldı. Başarılı dış politika söylemlerinde de takke düştü kel göründü. Tedbir alıp, milli sorunlarımızı milletimizin menfaatine milli bir uzlaşı ile çözeceğimize Hükümet ve mevcut muhalefet kavgaya devam ediyor. Maalesef diğer etkili ve yetkililerimiz de çıkan dumanları ağır ve sakin bir bakışla seyrediyor.
Şu ülkede cereyan eden olaylara, uğraştığımız konulara bir bakın lütfen; kendi çaplarında, yüreklerinde vatan sevgisinden başka bir şeyleri olmayan ancak yetenekleri sınırlı bir grup insanın; tamamen ulusal reflekslerle bir şeyler yapılması yönünde arayış ve çabalarına; sanki ülke bir yabancı güç tarafından işgal edilmiş de, işgal güçleri ulusal direnişçilere operasyon yapıyormuş gibi yapılan ve kutsal “aynalar-işbirlikçi medya” tarafından da utanmaz bir şekilde böyle lanse edilenlere karşı sindirme ve yıldırma operasyonlarını çok gördük, görüyoruz ve maalesef çok ve sıkça görmeye de devam edeceğiz.
Ancak çok şükür Halkımız bu basiretsizlik ve başarısızlığın siyasi sorumlusunun AKP Hükümeti ve çözüm önerileri ile yapıcı katkı sunmak yerine sürekli kavgaya eşlik eden mevcut muhalefet olduğunu anlamıştır ve bunun faturasını diğer önemli sorunlardaki yetersizlikler gibi ilk seçimde sandıkta ödetecektir.
Bedri AĞAÇ
|