
| SON UMUT ESKİŞEHİR |
| Cuma, 13 Şubat 2009 22:49 |
|
Dünyaya yalnız ve hiçbir şeysiz geliyor ve yine yalnız ve hiçbir şeysiz gidiyoruz. Amacım felsefi tartışma yapmak değil, sadece son yıllarda iyice belirginleşen mal, mülk ve para hırsının dünyayı ve daha yakından ilgilendiren boyutuyla ilimizi ve bizleri ne hale getirdiği gerçeğini tekrar hatırlatmak istiyorum. Maddi hırsın etkilerini hayatın her alanında bütün çıplaklığı ile görüyoruz ama ben özel olarak mimari ve yaşam kültürümüze etkilerini değerlendirmek istiyorum. Yaşım gereği çok daha eskileri hatırlamıyorum, ama en azından Gümüşhane’nin çocukluk dönemime ait en güzel yanı olarak; nispeten yeşilliğini ve güzelim bahçelerini içim burkularak hatırlıyorum. Bizler belki de bu son dönemi kenarından yakalayabilen şanslı nesildik. Bahçelerde oynadık, meyvelerini yedik ve bu ortamın huzuru ve güzellikleri ile büyüdük.
Sonra olan oldu, mal ve rant hırsı kenti esir aldı, yerel yönetimlerin de buna çanak tutmasıyla o güzelim bahçeler anıları ile beraber birer birer yok oldu. Şehir merkezinde bahçelerden eser kalmadı. Son olarak Karşıyaka Mahallesi de bu furyaya teslim edildi. Kalan son bahçelerden şimdi ucube gidi beton yığınları yükseliyor. Yok olan sadece bizlerin anıları değil, aslında gelecek nesillere ait güzellikler ve umuttur. Şehir plancılığından asla nasibini almayan uygulamalar ve her yere kat ve daire, yani rant gözlüğü ile bakılmasının korkunç sonucu ortada. Son derece çarpık, plansız, estetik ve zarafetten uzak çirkin bir yapılaşma maalesef kente hakim olmuştur. Bazı eski konakların restorasyonunda emeği geçenleri kutluyor ve tebrik ediyorum, ancak şehir içinde az sayıda kalan eski konaklar da, maalesef bu çarpık yapılaşmanın arasında kaybolmuş durumdadır. Şehrin mimari dokusu geri döndürülemeyecek tarzda tahrip olmuştur. Ülkemizde Amasya, Amasra, Beypazarı gibi tarihi dokunun muhafaza edildiği yerleşim bölgelerine gıpta ile bakarken, ilimizin özgün mimari ve tarihi doku kimliğinden artık söz etmek maalesef imkânsız. Şimdi elimizde son bir şans var “ESKİŞEHİR/SÜLEYMANİYE”. Özellikle tarihte gayrimüslimlerin yaşadığı bölgeleri SİT alanı kapsamına alarak, sözde koruma çabalarını içeren SİT Alanı uygulamalarının, bilinen maksatları dışında küresel bir planın parçası olan boyutlarına bir başka sefer değinme niyet ve maksadımı saklı tutarak konuyla ilgili önerilerimi somutlaştırmak istiyorum. 1. Eskişehir; Gümüşhane’nin tarihi ve özgün mimarisi esas alınarak ve sadece standart Gümüşhane Konağı tip ve renk uygulamasında yapılardan oluşacak şekilde, bir bütün halinde planlanarak imara açılmalı ve bu plandan asla taviz verilmemelidir. 2. Planlama; halkın katılımını ve onayını da alacak tarzda, bir ulusal ölçekli yarışma sonucunda en uygun ve özgün şehir planının seçilmesi şeklinde gerçekleştirilmelidir. 3. AB’nin tarihsel nedenlerle muhtemelen soğuk bakabileceği böyle bir projeye gerekli maddi kaynak, yerli ve milli sponsorlarca sağlanmalıdır. Evet; eğer yanımızda bir şey götüremeyeceksek; arkamızda, insana ve kültürümüze yakışır eserler bırakmanın haklı onur ve gururunu yaşamamız mümkün. Tabi ki bu kolay değil, çaba, emek, enerji, iyi niyet ve sabır gerektiriyor. Öncü olmayı, zamanın arkasından kovalayan değil, ona yön veren uzun dönemli bir bakış açısı ve ufku zorunlu kılıyor. Oysa “saldım çayıra Mevla’m kayıra” anlayışı ne kadar kolaycı bir yaklaşım ve bir o kadar da karlı. Uzun vadeli işler galiba biraz boş işler. En iyisi biz kendi kısa süreli çıkarlarımıza bakalım, şehrin geleceği ve gelecek kuşaklar mı? “inşallah” iyi olur.
Bedri AĞAÇ |
| Son Güncelleme: Salı, 17 Şubat 2009 01:17 |