PDF Yazdır e-Posta
Bedri AĞAÇ tarafından yazıldı   
Cumartesi, 18 Şubat 2012 18:51

MİT Operasyonun Ardındaki Gerçekler

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül - MİT Müsteşarı Hakan Fidan

MİT Müsteşarı ve bazı mensuplarının Özel Yetkili Mahkeme Savcılığınca ifadelerinin alınmak istendiği haberi üzerine toplumun her kesiminde büyük bir şaşkınlık ve kafa karışıklığı görülmektedir. Kendi bakış açımıza göre bu kafa karışıklığını giderici ve halkı aydınlatıcı bir analiz yapmak istedik.


Önce kısa bir özet yapalım.

Halkımız kısa bir süre önce; TSK ve emniyet güçleri dağlarda çarpışıp binlerce şehit ve gazi verirken, güvenlik güçlerinin yani milletin kahraman evlatlarının çarpıştıkları terör örgütünün yönetici kadrosu ile Başbakanlığa bağlı üst düzey bürokratların “müzakere yürüttüğünü ve pazarlık yaptığını” internete düşen ses kayıtlarından adeta şok olarak öğrendi. Bu görüşmelerin OSLO’da üstelik yabancı bir ülke üst düzey görevlisinin nezaretinde (İngiliz olduğu tahmin ediliyor) yapıldığını, PKK’nın üst düzey yetkilileri, Avrupa sorumluları ve “Kandil” temsilcileri ile yürütülen bu görüşmelere; MİT Müsteşarı Emre TANER’in de bilgisi dahilinde dönemin MİT Müsteşar yardımcısı yani MİT’in iki numarası Afet GÜNEŞ ve diğer MİT görevlilerinin yanı sıra, o konuşmalarda kendi ifadesi ile Başbakanı temsilen katıldığını açıkça ifade eden o dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve şuan hali hazırda MİT Müsteşarı olan Hakan Fidan’ın katıldığını, üstelik bu görüşmelerin uzun süredir sürdürüldüğünü ve İmralı ile de (yani Öcalan ile) bu görüşmelerin; yine bizzat Başbakanın talimatı ile Hakan Fidan’ın başında bulunduğu bir ekip tarafından yürütüldüğünü adeta şok olarak ancak 2011 seçimlerinden sonra öğrendi.


Hatırlarsanız seçim sürecinde muhalefet “Hükümet terör örgütü ve onun ele başısıyla görüşüyor” iddialarını kamuoyu ile paylaşırken, Başta Başbakan Erdoğan olmak üzere AKP’nin tüm ileri gelenleri şiddetle bunu yalanlamışlar, “görüşeni de elinde bilgi belge olmadan bunu öne sürenleri de” adeta ahlaksız ve şerefsizlikle suçladılar. Diğer taraftan bu görüşmelerin bizzat PKK’lılar tarafından kayda alındığı ve yine onlar tarafından İnternette yayımlandığını da öğrenmiş bulunuyoruz. Peki bütün bu olanların amacı ne idi ve aslında perde arkasında yatan sebep ve hedefler nelerdi? Şimdi bunları irdeleyelim.

 


Erdoğan’ın danışmanları (ki en etkilileri tesadüf bu ya Kürt Kökenlidir) kendisini bu görüşme ve pazarlıklara ikna etmek için Başbakana iki gerekçe sundular: Birinci hedef; bu görüşmeler başarılı olursa Tayyip ERDOĞAN 30 Yıllık PKK Terör belasını yok eden bir kahraman siyasi lider olarak tarihe geçer ve artık hiçbir güç önünde duramaz. İkincil ve tali hedef olarak da bu görüşmelerden bir sonuç çıkmaz ise de en azından görüşme sürecinde terör ve çatışmalar minimum seviyeye indirilir, Ülkenin birinci sorunu olan Terör konusunda da hükümetin başarılı olduğu görünümü geçici bile olsa sağlanır ve seçimlere bu ortamda gidilerek üçüncü seçim zaferi garantiye alınır. Görülen tablo bu hedeflerden en azından ikincisinin başarılı olduğudur.

 


Terörle bir yere varılamaz kabulüne rağmen görüldü ki varılıyormuş. Çatışmalarla ve siyasi manevralarla koca devleti kendilerini muhatap eden ve görüşme masasına çekmeye başaran PKK ve ÖCALAN, ortam ve şartların da uygun olduğunu görerek hareketi siyasallaştırmaya ve şimdilik özerk ve bilahare de Bağımsız Bir Kürdistan Kurulmasının tarihi bir hayal olmaktan çıkarak gerçekleşebileceğini gördü. Üstelik Irak’ın Kuzeyinde fiili bir Kürt Özerk devleti de oluşmuştu zaten. Bu devletin oluşumunu sağlayan ABD şimdi PKK’yı bu yolda destekliyordu. Bu kapsamda Başbakanı temsil eden bürokratlar bu görüşmeleri sürdürdüler ve protokol imzalayacak konuma geldiler. Şimdi görüyoruz ki, bu protokolün altı Başbakanın da bilgisi dahilinde yukarıda adı geçen MİT görevlilerince bizzat imzalanmış. Anlaşmalar göre; PKK siyasallaşacak, Devlet buna yardımcı olacak, genel bir af çıkarılacak, Öcalan önce gözetim altında ev hapsine alınacak bilahare de serbest bırakılacak, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi söylemiyle geniş özerk bir yapıya geçilecek ve bütün bu konular hazırlanacak yeni anayasa ile garantiye alınarak Kürtlerin bağımsızlığının önü açılacak.


Bu protokollere kapsamında PKK’lıları “KCK” adlı yapılanma içerisinde görmeye başladık. Yani terör yapılanması yerini yavaş yavaş siyasi yapılanmaya bırakmaya başladı. Bu protokol gereği örgüt lideri tek taraflı ateşkes ilan etti. Örgüt de liderinden gelen talimata büyük ölçüde uyarak çatışma ve saldırıları durdurdu. Öcalan bu ateşkesi de sürekli uzatarak seçim sonrası döneme kadar sürdürdü. Hatta şimdi “protokol yaptık Devlet yaptığımız anlaşmalara uysun yoksa çok fena olur” tehditleri savuruyor. Zaten bu görüşmelerin ses kayıtlarının bizzat PKK tarafından yapılarak basına sızdırılmasının sebebi de hükümeti bir bakıma tehdit ederek bir an evvel protokol maddelerinin uygulanmasını sağlamak ve hızlandırmak olduğunu görüyoruz.

Halkımızdan bu pazarlıklar inkar edilerek gizlenirken, önce Cumhurbaşkanınca yaklaşık 2 yıl önce “terör konusunda çok güzel şeyler olacak, elimizi çabuk tutmamız lazım” açıklamasını duyduk, sonra Başbakan çıktı “Artık analar ağlamasın” dedi ve bu kapsamda o meşhur “Habur Açılımını” gördük. Altında yatan gerçekleri anlayamadık ama bu ortamda seçimlere girdik. Seçimlerde; özellikle milliyetçi kesimler başta olmak üzere Türkler, “ne güzel terörü bitiriyor” diye AKP ye desteğini artırırken, Güneydoğu başta olmak üzere Kürtler de hedeflerimizin (bağımsızlığa varacak bir özerklik) ve önderliğimizin(Öcalan) önü açılıyor ve yardımcı olunuyor diye AKP’ye seçimlerde destek verdiler. Seçim sonuçları bunu açıkça göstermektedir. Kürtler oylarını AKP ve BDP arasında adeta ikiye böldüler.
Çoğu etki ajanı olan sözde aydınlar ve yandaş medya propagandası sonucu halkın bu gelişmeleri açıkça görmesi engellenirken, diğer taraftan belki bu gelişmelere direnebilecek tek unsur olarak görülen TSK ve Ulusalcı kesim çetecilik, darbecilik ve benzer tertiplerle adeta sindirildiler. Bütün bunlara rağmen yine de Hükümetin PKK ile pazarlık yaptığının ve bir anlaşmaya vardığının açıklanmasının ve varılan anlaşmaların gereğinin yapılmasının uygun şartlarının hala oluşturulamadığı, 30 yıldır binlerce evladını, ana kuzusunu toprağa vermiş bir millette “biz yenildik, PKK ile masaya oturuyoruz, genel af ilan edeceğiz, çocuklarınızı öldüren teröristler ve onun ele başları elini kolunu sallayarak gezecek ve haklarında hiçbir işlem yapılmayacak ve hatta kendilerine bağımsızlık yolunda son derece geniş özerklik vereceğiz yani PKK’nın 3 nücü kongresinde alınan kararların ve hedeflerin tamamının gerçekleşmesini temin edeceğiz” demenin ve bunu bu millete kabul ettirmenin şu an için imkansız olduğu görülerek kamuoyunu ikna edebilecek senaryolar yürürlüğe konulmaya başlanmıştır.


Savcılıkca MİT mensuplarına açılan soruşturmanın gerekçesi olarak bu gizli görüşmelerin yanı sıra özellikle “KCK” yapılanmasının oluşturulmasında MİT mensuplarının çok önemli rol oynadığının savcılıkça tespit edildiğini öğrenmiş bulunuyoruz. Yani görüldüğü üzere; devlet bir taraftan kendi eli ile özerk “KCK” yapılanmasının oluşumuna katkıda bulunurken, diğer taraftan “KCK” ‘ya operasyonlar sürdürmüş. Şimdi son safhaya geldik. MİT mensupların ifadeye çağrılması sanki çok büyük bir şok gibi kamuoyuna sunulurken, AKP’nin apar topar (sanki daha önce hazırlanmış gibi) MİT Personelinin yargılanması ile ilgili MİT kanununda değişiklik yapan yasa tasarısını gündeme getirdiğini görüyoruz. Askerler her türlü mevzuat zorlanarak tutuklanırken hiç sesini çıkarmayan siyasiler, sözde aydınlar, yandaş medyanın meşhur kalemleri bu soruşturma talebi ile adeta ayağa kalktı.

Soruşturma devletin ekiplerini bu görüşmelere görevlendiren Başbakana da sirayet eder ve dolayısıyla AKP’yi derinden etkiler telaşı ile Başta Başbakan ve Yardımcıları olmak üzere, Dışişleri Bakanı ve Cumhurbaşkanı da dahil tüm yetkili ve etkililer “Ne var bunda bu ekipler aldıkları talimatları yerine getiriyor, terörü bitirmeye çalışmanın nesi suç, dünyada bunun örnekleri çok” şeklinde açıklamalara başladılar.


Görülen o ki bu bir “danışıklı dövüş” ve bu senaryoyu hazırlayanlar bu kampanyada başarılı olacaklar ve önce “KCK” yapılanmaları içinde bulunan MİT’çiler aklanırken, bilahare de tüm KCK’cılara yani dolaylı olarak PKK’lılara genel affın ve gizli protokol ve anlaşma maddelerinin önü açılacak ve bütün bunlar olurken hem Türklerin hem de Kürtlerin siyasi desteği alınarak bir taşla bir çok kuş vurulacak. Çünkü ve maalesef her önemli konuda olduğu gibi ama manipülatif yönlendirmeler dolayısıyla ama kendi derdine düşmesi nedeni ile halkımızın önemli bir bölümü bu yapılanların gerçek yüzünü asla anlayamayacak, bizim gibi anlatmaya çalışanları da bunlar siyasi amaçla böyle söylüyorlar deyip devekuşu tavrını sürdürecek.
Ülkenin bekası ve geleceği ile ilgili çok önemli gelişmeler olağanüstü hızla cereyan ederken muhalefetin bile hala olayları ve arkasındaki gerçekleri kavrayamadığını üzülerek görüyoruz. Tamamen ne yapacaklarını bilmez haldeler. Hele katıldığı bir toplantıda kürsüde konuşma yaparken kendisine iletilen “MİT’ciler hakkında tutuklama kararı çıkarıldı” notunu; “TANSU ÇİLLER hakkında tutuklama karar çıkarıldı” diye okuyan bir Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanını görünce, gülsek mi yoksa ağlasak mı şaşırdık kaldık.

Editör Notu:

Fotoğraf: http://www.kthaber.com/haber/kosk-ten-hakan-fidan-aciklamasi-haberi-12602.aspx

 

Yorumlar (0)
Sadece kayitli kullanicilar yorum yazabilir! Sitemizden tamamen yararlanmak için lütfen sitemize üye olunuz. Üye olmak için buraya tıklayın.
Son Güncelleme: Çarşamba, 11 Nisan 2012 00:24
 

Kimler Bağlı

Şu anda 2 konuk çevrimiçi

İstatislik

Üyeler : 3830
İçerik : 68
İçerik Tıklama Görünümü : 212228
You are here  :