PDF Yazdır e-Posta
Bedri AĞAÇ tarafından yazıldı   
Çarşamba, 03 Ekim 2012 20:18

Editör Notu:  3 Ekim 2012'de güncellendi.

 

2014’E DOĞRU: ERDOĞAN’IN SEÇİMİ

(BİRİNCİ BÖLÜM)


2014 yılı herkes ve her kesim için siyasi açıdan tartışılmaz derecede önemli bir yıl olacak. Sebebi malum, 2013 yılı sonuna doğru yerel seçimler yapılacak, sonra 2014’de Cumhurbaşkanlığı seçimi, 2015’de de Genel seçimler yapılacak. Belki de birleştirilmek suretiyle Genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi bir arada 2014’de yapılacak.  Başta Erdoğan olmak üzere tüm siyasi liderler bu dönemin hesabını yapıyor. Türkiye tarihinin en önemli dönüm noktaları olarak değerlendirilebilecek 2014 dönemi için ülkede mevcut siyaset sahnesindeki tüm aktörlerin ve tüm oyun kurucuların 2014 beklentilerini, vizyonu,  hedefleri ve genel durumunu analiz edelim istedik.


AKP: AKP demek Tayyip Erdoğan demek, bunu direkt telaffuz etmese de herkes biliyor. 2014 seçimleri Tayyip Erdoğan için son derece önemli.  O denli önemli ki; Erdoğan AKP Kurultayı ile ilgili çalışmaları bizzat yönetmek için ABD gezisini bile iptal etti. Çünkü; geçmişte çok istediği halde malum nedenlerle aday olamadığı için Abdullah GÜL’e istemeye istemeye adeta eliyle ikram ettiği Cumhurbaşkanlığı makamı bu kez önünde ve çok yakın bir olasılık. Üstelik ”zinde güçler hizaya sokuldukları için” artık önünde ciddi hiçbir engel de yok.


Yine de Erdoğan için sorun ve engel teşkil edebilecek bazı hususları şöyle kategorize edebiliriz; muhalefetin geniş kesimlerin de desteğini alabilecek bir aday üzerinde anlaşarak kendisine ciddi bir rakip çıkarabilme olasılığı, yıllardır iktidara hasret kalmış, sonunda iktidar olarak ülkenin refah ve zenginliğinden en büyük payları alan, Erdoğan’sız bir AKP’nin dağılacağını ve dolayısıyla iktidarı ve iktidarla beraber para ve gücü kaptıracaklarını düşünen bu yeni türedi zengin sermaye grubu ve güç odaklarının Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığını engelleme gayreti,  Abdullah GÜL’ün ve onu destekleyen kesimin ikinci dönem de Cumhurbaşkanlığına devam kararlılığı ve son olarak, Erdoğan’ın sağlık durumunun ciddi olarak bozularak hastalığının bu seçime girmesini veya seçilmesini engelleme ihtimali.


Bu olasılıkları değerlendiren Erdoğan’ın sağlık durumu ile ilgili gerçi yapabilecek fazla bir şeyi yok, malum biyolojik bir hadise, takdiri ilahi. Ama diğerlerine dönük siyaset ve toplum mühendisliğinin bütün unsurları kullanılarak bir strateji hazırlandığını ve oluşturulan bu yol haritasının aşama aşama uygulamaya konduğunu görüyoruz.


Öncelikle şunu belirtelim ki, AKP’nin oy oranı şuan için ilk turda Erdoğan’ı köşke taşımaya yetmiyor. 12 Eylül Anayasa referandumu sürecindeki gibi sağ seçmenler arasında “kutsal ittifak” ağırlıklı bir birliktelik oluşturarak, AKP dışında olup referandumda evet oyu vermiş kitlelerin oylarını tekrar kazanmak istiyorlar.  Bu maksatla; öncelikle aslında kendisi de tıkanan ama ne olursa olsun temsil ettiği kitle ile bir sinerji yaratabileceği düşünülen HAS Partiye birleşme teklifi yapıldı. “bunlar karunlaşıyorlar, firavunlaşıyorlar” diye sözde etik ve ilkeli muhalefet yapan Kurtulmuş ve ekibi, “dün dündür bugün bu gündür” mantığı ile bu teklife adeta balıklama atladı.


Kendilerine özgü “Türk-İslamcı” çizgi ile siyasete devam ederken, Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü ile aslında fiilen misyonu sona eren BBP ve ekibi ile temasa geçildi. Çıkış yolu olmayan ve bir türlü büyüyemeyen BBP’nin kendilerine sunulacak küçük imkânlar ve makam mevkilerle kolaylıkla AKP’ye devşirilebileceği değerlendiriyorlar.


Gençlik tabanını cemaat vasıtasıyla AKP’ye kaptıran MHP, AKP karşısındaki ideolojik tutarsızlığı ve muhafazakâr milliyetçilik çelişkileri nedeni ile referandumda AKP lehine tabanından önemli oranda fire vermişti. Yine referandum döneminde olduğu gibi; milliyetçi kesimde öne çıkmış bazı sembol isimler çeşitli şekilde devşirilerek ve bir takım milliyetçi söylemlere ağırlık verilerek MHP’nin seçmen tabanından tekrar ciddi oranda oy koparılabileceğini düşünüyorlar.


Yetiştirdiği kadroların büyük çoğunluğu AKP de siyaset yapan Saadet Partisi; Erbakan’ın vefatı ile tıpkı BBP gibi amaçsız ve misyonsuz kalarak fiilen ömrünü tamamladı. Erbakan’ın çocukları; aralarında “yağma hasan böreği” misali miras kavgaları yaratılarak ve bu aile içi miras ve post kavgası kamuoyuna lanse ettirilerek Erbakan ailesi prestij kaybına uğratıldı. Şimdi milli görüşün “ağır abileri” devreye girerek Erbakan’ın oğlu başta olmak üzere tıkanan Saadet Partisi ve tabanını AKP saflarına monte etmeye çalışıyorlar.


Merkezin sağında kendilerine yer arayan ancak; aslında siyasi konumlarını ve kadrolarını büyük oranda AKP’ye kaptıran eski DP Genel Başkanı Süleyman Soylu benzeri her dönemin adamı sözde liberal bir grup da AKP bünyesine katıldı. Bunlara başta Rıfat Hisarcıklıoğlu olmak üzere birkaç renkli simayı da katarak, siyasette hala ortada yüzergezer durumda olan merkez sağ seçmenin kalan bölümünü AKP saflarına çekmeye gayret ediyorlar.
Yönetim kademelerinde ve üstelik kritik kadrolarda önemli oranda “Kürtçü” bulunduran, AKP; nasıl ki, “bu referanduma evet derseniz 12 Eylül ile hesaplaşma şansı elde edeceksiniz” tezini işleyerek, 12 Eylül’ün en fazla mağdurlarından olan Kürtlerin önemli bir bölümünde ciddi bir dağınıklık ve kafa karışıklığı yaratıp bunun sonucunda da referandumda Kürt seçmenden ciddi oranda destek aldı ise; kapalı kapılar ardında yürütülen görüşmelerde; yeni yapılacak anayasada Kürtlerin etnik milliyetçi taleplerini karşılayacaklarına dair sözler ve sinyaller vererek, bir taraftan PKK ile gizli pazarlıkları sürdürülürken diğer taraftan BDP içerisinde Barzani’nin etkisi ile çatlak sesler ve çelişkiler yaratarak, Kürt seçmenden yine benzer oranda bir desteği tekrar alabileceklerini değerlendiriyorlar.


Bu konuda gözler öyle kararmış gibi ki; Irak’ın Kuzeyinden sonra ikinci bir “Kürt Özerk Bölgesi”nin; Suriye’nin Kuzeyinde ve sınırımızın hemen dibinde oluştuğunu ve bir sonraki hedefin Kürtlerin “Kuzey Kürdistan” olarak adlandırdıkları Türkiye’nin Güneydoğusu olduğunu aklı başında herkes biliyor ama hedefe giden yolda bu acı ve büyük gerçek görmezden gelinirken, Türk milletinin de görmemesi için medyada sürekli “analar ağlamasın” tarzında dezenformasyon yapılıyor. Maalesef aslında tamamen Kürt halkının menfaatlerine aykırı olarak emperyalizmin tuzağı ve oyunlarına alet olmuş bir şekilde hareket eden Kürtçüler; ağır ama emin adımlarla yüz yıllık hayallerine doğru ilerliyorlar ve şimdilik her şey onların istediği gibi gidiyor. Ama iktidarda kalmak için ülkenin parçalanmasına bile sessiz kalan “Damat Ferit Kabinesini” anımsatır tarzda; bu durumun yaratacağı derin kaos ve Türkiye’nin milli bütünlüğünün bir iç savaşla parçalanması olasılığı adeta yok sayılarak; gelişmeler tuhaf bir “sükunetle” ve sessizlikle izleniyor.


Son olarak kendi partilerinde kronik hale gelen ideolojik kutuplaşmalar, kafa ve söylem karışıklığı ve iç çelişkilerden dolayı umudu dışarıda arayan, aslında senelerdir düzenli olarak kendi sözde sol partilerine oy vermediği halde hala kendisini solda gören, sözde “yenilikçi”, “yetmez ama evetçi” ve aslında oportünist bir grup sosyal demokrat ve sol seçmeni yine 12 Eylül referandumunda olduğu gibi tekrar saflarına çekebileceklerini tahmin ediyorlar. Nitekim bu nedenle; AKP’nin muhafazakâr tabanında yarattığı bütün tepkiye rağmen Ertuğrul Günay ve benzeri bir grup eski sol simayı bünyesinde ve yakınında tutarken, özellikle yerel ölçekte bir kısım eski sol figürü vitrin malzemesi gibi bünyesine katarak, bu hedefin gerçekleşmesine gayret ediyorlar. (AKP İl yönetimlerine bir bakın)


Cemaat ve Abdestli Kapitalist Sermaye: Her ne kadar üst düzey yargı organlarının yeniden yapılandırılması ile yasal açıdan kendilerini daha rahat ve güvende hissetmelerine rağmen, siyaseten bu çevrede var olan “iktidar devrilirse biz ne yaparız? Ya hesap sorduklarımız bizden hesap sorarsa? Elde ettiklerimiz maddi ve manevi üstünlük ve imtiyazları nasıl koruruz?” Şeklinde somutlaşan ve adeta bir paranoyaya dönüşen endişeleri gidermenin tek yönteminin; AKP’nin iktidarda tutulması olduğunu gören bu kesim; öncelikle tercihen Abdullah Gül’ün bir dönem daha Cumhurbaşkanlığında kalmasını böylelikle Erdoğan Başkanlığında AKP İktidarının devam ettirilmesini çıkış yolu olarak görüyor. Ancak Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığına çok istekli oluşu karşısında; en azından iki seçimin bir arada yapılarak Erdoğan’ın karizması ve ağırlığı ile bir dönemi daha kurtarma hesapları yapıyorlar. Diğer taraftan; ama sağlık problemi ama Cumhurbaşkanlığı nedeni ile Erdoğan’ın AKP’nin başından ayrılması durumunda sistemin kendileri açısından “istikrarlı” bir biçimde devamına imkân verecek tüzük değişikliklerini de gündeme getirdiler. Diğer taraftan Numan Kurtulmuş’un; yeni ve yıpranmamış bir lider profili ile Erdoğan sonrası AKP liderliği için uygun bir figür olarak pazarlanabileceğini değerlendirerek AKP’ye katılmasını sağladılar.


Diğer taraftan; AB, İsrail ve ABD’nin AKP’ye olan açık desteklerini, Suudi Arabistan ve Katar başta olmak üzere körfez sermayesinin özellikle seçim dönemleri hemen öncesinde el altıdan Türkiye’ye çok ciddi miktarda kaynak transferi ile sağladığı maddi desteği aklı başında hiçbir kimsenin inkâr edecek hali yok. (Merak edenler Türkiye bütçesinde yıllık “Net Hata Noksan” kalemini yani kaynağı belirsiz sermaye veya para girişini ve bunun dönemsel dağılımını inceleyebilir.) (Bir sonraki Bölümde Muhalefetin durumunu analiz edeceğiz.)

Yorumlar (0)
Sadece kayitli kullanicilar yorum yazabilir! Sitemizden tamamen yararlanmak için lütfen sitemize üye olunuz. Üye olmak için buraya tıklayın.
Son Güncelleme: Çarşamba, 03 Ekim 2012 21:00
 

Kimler Bağlı

Şu anda 8 konuk çevrimiçi

İstatislik

Üyeler : 2423
İçerik : 111
İçerik Tıklama Görünümü : 458295
You are here  :