DURUM TESPİTİ
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfEn iyi 
Pazartesi, 16 Şubat 2009 00:00
Tarih: 16 Şubat 2009 Pazartesi


      Gerçeklerden devekuşu gibi başımızı toprağa gömerek kaçıp kurtulmamız imkânsız. Ülke durumunu tüm çıplaklığı ile ortaya koyacak şekilde genel bir değerlendirme yapma zamanı geldi de geçiyor.
      Ekonomi cephesine bakalım. Türk ekonomisi yıllardır iş üretemiyor. Cari açık ve borçlanma miktarındaki artış Cumhuriyet tarihinin rekorlarını kırıyor. Türkiye, şuanda Dünyanın en yüksek reel faizini ödeyen ülkeler arasında birinci sırada. Bu faize rağmen yeterli kaynak akışı yok. 2001’de Ecevit hükümeti döneminde, Derviş başkanlığında alınan tedbir ve atılan adımlara hiçbir ilave yapmaksızın, durumu özellikle dünyada bu dönem için fazlalık gösteren fonlar ve faizi tatlı gördüğü her yere deli gibi koşan sıcak para ile çözmeye alışan AKP’nin yönetim anlayışı, duvara toslamış durumdadır. Artık sıcak para ve sermaye akışı nerdeyse bitmiş durumda. Enflasyon tekrar çift haneli rakamlarda, ihracat azalırken, kredi kullanım oranları hızla düşüyor. Sanayi üretim oranları hızla düşüyor. Kısaca borçla dönen değirmenin suyu kesildi.
      Bunun acı ve inkâr edilemeyecek somut sonuçları ortada. Bu yılın ilk beş ayında şirket ve firmalardan oluşan işletmelerde kapanma oranı, rekor kırarak yüzde 54,4'e yükseldi. Bu dönemde, şirket ve kooperatifler ile, bunların dışında kalan ticari işletmeler olmak üzere toplam 25 bin 785 iş yeri kapandı. 2008 yılı Ocak-Mayıs döneminde limited şirketlerinde yeni açılma sayısına göre kapanma oranı, yüzde 89,7 olarak gerçekleşti. Ticari işletmelerde kapanma oranı yüzde 94 seviyesine çıktı. Küçük işletmelerin faaliyet gösterdikleri ekonomik alanlara bakıldığında ise en yoğun kapanmaların, toptan ve perakende ticaretle uğraşan iş yerlerinde olduğu görüldü. Tarım dışı istihdamın deposu olarak görülen toptan ve perakende ticaret yapan iş yerlerinde kapanma oranı yüzde 148,1'e çıktı. Bu alanda 2008 yılının Ocak-Mayıs döneminde kapanan ticari firma sayısı 16 bin 694 oldu. Yılların köklü büyük firma ve fabrikaları bile bu çöküşe dayanamadı (Sönmez Filament tipik bir örneği). Kapanmayan büyük işletmelerde işçilere ücretsiz izin vermek suretiyle üretimlerine ara veriyor. Küçük işletme ve esnafın durumu içler acısı, siftah yapamadan dükkânları kapatan çok sayıda esnafımız var.
     Yaklaşık 8 milyon işsizimize ilaveten, her yıl istihdam piyasasına giren 700 bin gencimize iş bulmazken; kapanan işletme ve işyerlerinden ötürü son üç ay içinde yaklaşık 500 bin kişi; işini, aşını, yani kısaca umudunu kaybetmiş durumda. Zaten dev gibi işsizler yani umutsuzlar ordusuna yeni kitleler hızla ve artarak katılmaya devam ediyor. İflaslar, bataklar ve ödenmeyen çek ve senet sayısında inanılmaz bir artış var. IMF’ye ülkenin ümüğünü sıktırmayacağını söyleyerek meydanlarda hamasi nutuklar atan Başbakan, bugün Para Fonu ile yapılacak anlaşmayı bir başarı ve IMF’yi bir kurtarıcı gibi sunma noktasına gelmiştir. Büyüme oranları son derece düşmüş durumda ve 2001’den beri ilk defa eksi büyüme gerçekleşecek gibi görünüyor. Yani ekonomide tehlike ve kriz çanları kulakları sağır edecek şiddette çalmaya devam ediyor. Ancak ne yazık ki sorumlu olanlar işitme kaybına uğramış olacak ki, bu sesleri duymuyor veya dile getirenleri felaket tellallığı ile suçluyor. Doğal tabi, çünkü kriz onları, ailelerini ve yakın çevrelerini değil, sade vatandaşı vuruyor.
     Adalet sistemi; kimsenin anlayamadığı ilginç spekülatif operasyon ve soruşturmalar, Adli Tıp skandalları, daha hakim karşısına çıkamadan tutuklu vaziyetindeyken hapishanede hayatını kaybeden insanlar, işkence ve kötü muamele ve bitmek bilmeyen, uzayan davalar gibi gerçekler nedeni ile büyük yara almış durumda. Aylarca tutuklu kalan insanlar, ilk duruşmalarında delil yetersizliğinden serbest bırakılıyor. Peki, aylarca uğradıkları mağduriyet ne olacak? Yazık değil mi?
     Enerjide tamamen dışa bağımlı hale getirilmenin ülkeye maliyeti inanılmaz boyutlarda. Doğalgaz fiyatları bir yılda % 100, akaryakıt fiyatları düşen petrol fiyatlarına rağmen % 82 artmış, elektriğe beş yıl zam yapmadık diyerek uygulanan seçim propagandası hafızalarımızda canlılığını sürdürmesine rağmen, sadece bu yılki elektrik fiyatlarındaki artış % 55’ geçmiş durumda.
     Eğitimde sorunlar katlanarak artmaya devam ediyor. Hala özellikle bayanlar olmak üzere toplumun önemli bir bölümü eğitimden nasibini alamıyor. Umut tacirliği ile üniversitelere kanalize edilen gençler, okulları bitirdiğinde acı işsizlik gerçeği ile karşı karşıya geliyor. Öğretmen yetiştiren fakültelerden mevzun olanların çok küçük bir bölümü atanırken, devam eden öğretmen açığı sözleşmeli öğretmenlerle giderilmeye çalışılıyor. KPSS gibi bir duvar ortaya koyularak bu konuda yeni bir sektör yaratılmış durumda. Orta öğretim, üniversiteye hazırlık dershaneciliğin tekeline terkedilmişken, şimdi üniversite mevzunları KPSS aşkına yine dershane yollarına mahkûm ediliyor.
     Şehirlerde çarpık yapılaşma almış başını yürümüş. Seçim havası buna tuz biber olmakta. İnsanımız temiz hava ve temiz suya hasret durumda. Özellikle büyük şehirler tam bir suç batağı durumunda. Kimsenin can ve mal güvenliği yok. Hırsızlık, kap-kaç, gasp gibi adi suçlarda patlama yaşanıyor. Cinsel taciz gibi aşağılık suçlarda büyük bir artış görülüyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl mantığı ile halk duyarlılığını yitirmiş. Cinsel taciz skandalını bile siyasi duruş ve yakınlık gibi nedenlerle yeterince eleştirmeyen bir sözde muhafazakâr medya vicdanları yaralıyor.
     Ürettiğini satamayan, borç batağında yaşamaya mahkûm edilmiş köylü ve çiftçilerimiz ile Tarım ve hayvancılığın durumu içler acısı. Ekonomik bozulmadan ikinci sırada olumsuz etkilenen küçük işletmeler tarım sektöründe faaliyet gösterenler oldu. Daha çok hane şeklindeki işletmelerden oluşan Türkiye tarımı son yıllarda uygulanan yanlış destekleme politikaları nedeniyle sürekli kan kaybederken, 2008 yılının 5 aylık döneminde firma haline gelebilmiş olan tarım işletmeleri de kötü etkilendi ve kapanma oranı yüzde 137,7 oldu.
     Dış politikayı turistik aile gezileri olarak algılayan vizyonsuz ve tutarsız uygulamalar sonucunda; Dış politikada başarısızlıklar ve kan kaybı sürüyor. AB ile ilişkiler durma noktasında. Kıbrıs gibi milli ve hayati bir davada inisiyatif tamamen Rumlara devredilerek, Türkiye karar sürecinin dışına itiliyor. Irak’ın kuzeyindeki etnik özerk yapı hızla devletleşme yolunda ilerlerken, bölgedeki Türkmenler kaderlerine terkedilmiş durumda. Irak’ın kuzeyindeki oluşum Türk milli çıkarları ve ülkenin üniter yapısını tehdit ediyor. Koca ülke bu aşiret bozmalarına karşı son derece etkisiz ve zayıf duruma sokuluyor. Filistin meselesinde Türkiye deve dışı bırakılmış, Mecliste İsrail’i basit bir kınama tasarısı bile AKP Meclis grubunca reddediliyor. Davos’ta bu acizliği ve pasifliği silerek seçim malzemesi yaratmaya dönük senaryolu bir şov yapılıyor. Kısaca; son derece başarısız bir Dış Politika yürütülüyor.
     2002’ de iyice etkisiz hale getirilerek neredeyse bitirilmiş duruma getirilen bölücü terör iyice azmış durumda. O kadar ki 300-400 kişilik gruplarla karakollarımız basılarak vatan evlatları şehit ediliyor ve anaların yüreğine o kor ateş durmaksızın düşmeye devam ediyor. Fırsatı ganimete çevirme telaşı ile; Milletin ordusu halkın gözünden düşürülmeye çalışılarak yıpratılırken, hükümet, Türk Silahlı Kuvvetlerine destek olacak yerde bu yıpratma kampanyaları karşısında sessiz kalıyor. Peki, kalıyor da ne oluyor? Devletin Başbakanına bile ülke sınırları içinde meydan okunuyor. Terör boyut değiştirerek etnik çatışma ortamı yaratılmaya uygun zemin yaratılıyor. Ülkede etnik düşmanlık ve çatışmanın fitili yakılmış durumda ve bu fitil durmaksızın körükleniyor.
     Halkın önemli bir bölümü sadaka gibi yardımlarla idare edilmeye çalışılıyor. Devletin kaynaklarından ve herkesin vergilerinden alınan payla insanlara yapılan bu yardımlar, sanki kendi babalarının parası veya cebinden yapılan yardım gibi gösterilerek, siyasi maksatlarla kullanılıyor. Devletin kaynaklarının önemli bölümü kendilerine ve yakınlarına peşkeş çekilirken; küçük bir bölüm siyasi rüşvet gibi sus payı olarak halka dağıtılıyor. Yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük, yağma, talan, adam kayırma, haksız kazanç ve menfaat temini öylesine almış yürümüş ki, artık bu durumlar bile insanımızca normalmiş gibi algılanıyor.
     Yani özetle; nereden bakarsanız bakın, ülkeyi yöneten küçük ama mutlu azınlığın dışında, toplumun gerçekten durumu içler acısı. Üstelik düzelme yerine durum her geçen gün daha da kötüleşiyor. Fakat bütün bu gerçekler ve acı tabloya rağmen; “Hamdolsun, her şey çok iyi gidiyor.”, “Durmak yok yola devam” gibi anlamsız propaganda ve sloganlarla durumu idare edip, ne olursa olsun iş başında kalmaya çalışan bir yönetim anlayışı ülkeye hâkim durumda. Doğru, devam, iyi gidiyor, ama kimin için?
     Fakat bundan daha da acısı; hala olup, biteni, durumu ve gerçekleri, yeterince değerlendiremediği için tepki göstermek bir yana, hala saplantılı bir şekilde bu yönetim anlayışına desteğini sürdürmeye çalışan, ölümle korkutulduğu için sıtmaya razı olan geniş halk kesimlerinde güçlü bir silkiniş, değişim talebi ve yeni bir alternatif arayışı görülmüyor. Herhalde ya biz ayrı bir gezegende yaşıyoruz, ya da herkes hayatından son derece memnun. Ne diyelim, eğer herkes memnunsa “Durmak yok yola devam”.


   Bedri AĞAÇ
Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.
 

Kimler Bağlı

Şu anda 5 konuk çevrimiçi

İstatislik

Üyeler : 57
İçerik : 38
İçerik Tıklama Görünümü : 30134

TDH GÜMÜŞHANE

Google Translate

You are here  :