
| KIRIK AYNALAR |
| Perşembe, 26 Şubat 2009 00:22 |
|
KIRIK AYNALAR İlk defa nerede gördüğümü hatırlamıyorum ama bir fuardaydı herhalde. Bir odaya giriyorsunuz, etraf aynalarla kaplı. Fakat tuhaf aynalar. Kendinizi komik ve ucubik bir şey olarak görüyorsunuz. Önce komik geliyor, gülüyorsunuz sonra sıkılıyorsunuz, kendinizi herhangi birinde bile olsa doğru düzgün görmek istiyorsunuz ama nafile o odada kaldığınız sürece hiç bir şeyi asla olduğu gibi göremeyeceksiniz. Tek şansınız orayı terk etmek. Zaman geçti, bizler büyüdük ama oda da büyüdü. Küreselleşme dünyayı küçük bir köy haline getirdi ve dünya komik aynalarla çerçevelenmiş büyük bir oda oldu. Peki ya aynalar, maalesef onlar da çok boyutlu olarak gelişti, bizi kuşattı. Modern çağın bir büyük imkânı olarak herkesin üzerinde ortak kanaate vardığı konu bilişim ve iletişim. En büyük oyuncu ve unsuru ise medya. Eski çağlarda insanların somut kişisel gözlemlerine dayalı bir algılama ve öğrenme süreci söz konusu iken, modern çağın imkanları sadece aktarma işlevini aşarak neyi nasıl görmemizi ve nasıl yorumlamamız gerektiğini dayatıyor. Bu sürecin iki somut sonucu var. Bir; gördüğümüzü, bildiğimizi değil, bize gösterilen ve sunulanı sunulduğu şekilde gerçekçi ve doğru olarak kabul ediyoruz. İki; beyinlerimiz için hazır gıda işlevini gören bu enformasyon, hazır gıdaların insanı obezleştirmesi gibi beyinlerimizin kullanım süresi ve şeklini denetleyip sınırlandırarak bizi uyuşturuyor ve kaliteli, entelektüel ve modern görünümümüze rağmen, ters bir grafik takip ederek bizi sığlaştırıyor. Yani tipik bir evrim süreci. Kullanılan uzuvlar gelişiyor, kullanılmayanlar zamanla küçülerek işlevlerini kaybediyor ve biz korsakoflaşıyoruz; yani düşünme sorgulama yeteneklerimizi kaybediyoruz. Ama işin acı tarafı algılama bozuklukları ve aynalar yüzünden bu halimizin asla farkına varamıyoruz O zaman bulduğum çözüm basitti” odayı terk etmek”. Ya şimdi, dünyayı terk etme şansımız henüz olmadığına göre en pratik çözüm aynaları kırmak. Küçük de olsa bir delikten gerçek dünyaya bakabilmek. Fakat nasıl? Kolay mı? Karşımıza yine teknoloji çıkıyor. Kırılmaz sağlam aynalar imal ediyorlar. Tek şansımız aynı noktaya ve ülküye odaklaşarak fikir ve gönül birlikteliği yaratmak. Yani; toplumca aynı ve doğru hedefte siklet merkezi oluşturmak gerekiyor. Küçük de olsa bir çıkış yakalanırsa deliğin zamanla genişletilmesi mümkün. Yani ulusça dağı delmek ve ikinci çıkışı gerçekleştirmek zorundayız. Tıpkı Fatihin büyük toplar döktürerek aşılmaz, yıkılmaz denilen Bizans surlarında delikler açması gibi. Çünkü açılan bu delikler her iki dönemde de nasıl dünyayı etkileyip değiştirdi ise; üçüncüsü de daha büyük ve daha sağlıklı ölçekte dünyayı değiştirebilecek ve aynaları geri dönülmeyecek tarzda parçalayarak dünyanın gözüne indirilmiş perdeyi kaldıracaktır. Küresel emperyalizm ve onun işbirlikçilerinin etrafımıza ördüğü ve bizi doğru ve yanlışı ayırt edemez hale getiren bu sağlam aynalarının kırılmasında çıkış noktası Türkiye’dir ve bu aynaları kırma onuru Türklere yakışır. Bedri AĞAÇ |
| Son Güncelleme: Çarşamba, 22 Nisan 2009 17:05 |